Gri taşlar turuncu çiçekler
Miğferini kuşanmış, muharebeye giden bir askerin savaş meydanında celladın kılıcından kılpayı kurtulmuş olmasının şenliğiydi kentteki gürültü. Birkaç dakika sonra ne yaşanacağı hakkında kimsenin bir fikri yoktu. Araçlar süratle geçiyor, ışıklar bir yanıp bir sönüyor, insanlar nereye gittikleri belli olmadan sürekli hareket ediyorlardı. Köşe başında bir travesti alışverişi ucuza getirmek isteyen müşterisine ağır küfürler savuruyor, bir sarhoş mütemadiyen yalpalayarak gittiği yönden bihaber yürüyor, birkaç genç kız ve adam gülüşerek ilerliyor, bir fabrika işçisi ağır aksak adımlarla yorgun, zihni ay sonunu nasıl getireceğine dair yüzlerce düşünceyle meşgul yürüyor, bilinmeyen evlerde, girilmeyen odalarda, kimsenin tahmin edemeyeceği hesaplar veriliyordu. Kentte ilk bakışta bir renk cümbüşü hakimdi.Işıklar, sokaklar, insanlar gökkuşağının birer parçası gibiydi. Oysa o yalnızca tek renk görüyordu bu cümbüşe baktığında...Caddeler, binalar, kaldırımlar, hava, su, toprak, insanlar, insanların...